Bu web sitesinde yer alan içerikler yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Site, psikolojik destek almak isteyen ancak çeşitli nedenlerle başvurusunu erteleyen kişilere yol gösterici olmayı amaçlar. Sunulan içerikler, herhangi bir tanı, tedavi veya profesyonel hizmetin yerine geçmez.

Cansu Önen Logo
Cansu Önen
Devam Etmek İçin
Kaydır
Cansu Önen Portre
Cansu Önen Klinik Psikolog Logo

HAKKINDA

TED Ankara Koleji’nden mezun olan Cansu Önen, Psikoloji lisans eğitimini Bilgi Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimi devam ederken klinik stajını Fransız Lape Hastanesi’nde yapmış, Beşiktaş Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nde yaklaşık üç yıl gönüllü psikolog olarak kadınlar ile çalışmıştır.

Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Bilgi Üniversitesi, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı’na kabul almış ve aktarım odaklı psikodinamik psikoterapi eğitim ve süpervizyonları almaya başlamıştır. Lisans ve yüksek lisans eğitimi süresince çeşitli gönüllü çalışmalarda yer almış, gençlere yönelik toplumsal cinsiyet eğitimleri vermiştir. HIV+ Tanı Travması Terapi Eğitimi’ni tamamlamış ve HIV ile yaşayanlara yönelik psikoterapi çalışmaları yürütmüştür.

2020-2023 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma Birimi’nde erkek şiddetine maruz kalan kadınlar ile çalışmıştır.

Klinik Psikoloji eğitimini Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’nda yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır.

2023 senesinden bu yana Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsüdür.

Görüşmelerini psikanalitik yönelimli, yüz yüze/online olarak gerçekleştirmekte, feminist psikoterapi ile ilgilenmekte ve psikanalitik süpervizyon sürecine devam etmektedir.

İLGİ ALANLARI

Depresyon
Kaygı Bozuklukları
Ruhsal Travma
Yas
Kişilik Bozuklukları
ÇALIŞMA ALANLARI
Depresyon
Kaygı Bozuklukları
Ruhsal Travma
Kişilik Bozuklukları

Depresyon

Depresyon, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve yaşamla kurduğu ilişkinin belirgin biçimde değiştiği bir ruhsal durumdur. Psikanalitik yaklaşıma göre depresyon çoğu zaman bir kayıp deneyimi ile ilişkilidir. Bu kayıp; bir ayrılık ya da ölüm gibi somut olabileceği gibi, bir ilişkiye dair beklentinin, kişiye değerli hissettiren bir benlik yönünün ya da “eskisi gibi olma” halinin yitirilmesi şeklinde de yaşanabilir.
Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud, depresyonu bu tür kayıplara verilen içsel bir tepki olarak ele alır. Depresyonda kişi, kayba eşlik eden öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığını çoğu zaman farkında olmadan kendisine yöneltir. Bu durum; yoğun öz eleştiri, değersizlik ve suçluluk duyguları, isteksizlik, hayattan zevk alamama ve ilişkilerden geri çekilme gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Kişi çoğu zaman neden böyle hissettiğini tam olarak adlandıramaz; yalnızca içsel bir ağırlık, yorgunluk ve donukluk hali deneyimler.
Psikanalitik terapi, depresyonu yalnızca belirtilerin azaltılması gereken bir sorun olarak değil; bu belirtilerin hangi içsel süreçlerden beslendiğini anlamaya yönelik bir çalışma alanı olarak ele alır. Terapide kurulan güvenli ve süreklilik taşıyan ilişki içinde, kişinin yaşadığı kayıplar ve kendine yönelik sert tutumları birlikte keşfedilir. Bu farkındalık, kişinin kendisiyle daha canlı ve destekleyici bir bağ kurmasını mümkün kılar.

Kaygı Bozuklukları

Kaygı, henüz söze, düşünceye ya da temsile kavuşamamış olanın bedensel ve duygusal düzeyde kendini gösterme biçimidir ve ruhsal dengede bir aksamanın varlığına işaret eder.
Kaygı, bastırılan ya da kabul edilmesi güç duyguların ve arzuların bilinç alanına yaklaşmasıyla ortaya çıkar. Ego bu içeriği tehdit edici olarak algıladığında kaygı devreye girer. Kaygı, büyük ölçüde bilinçdışı süreçlerle ilişkili olduğundan kişi çoğu zaman kaygının nedenini tarif etmekte zorlanır. Kaygı bu nedenle çoğu zaman açıklanamayan bir huzursuzluk, çarpıntı, nefes darlığı, kaslarda gerginlik, mide ve bağırsak sorunları ya da zihnin sürekli aynı konular etrafında meşgul olması, kötüyü düşünme, kontrol ihtiyacı ve kararsızlık gibi belirtilerle deneyimlenir. Bu belirtiler, zaman içerisinde kişinin kendini güvende hissetme halini ve gündelik yaşamını zorlaştırabilecek düzeye gelebilir.
Psikanalitik yaklaşımda kaygı, ortadan kaldırılması gereken bir semptomdan ziyade, anlaşılması gereken ruhsal bir süreç olarak ele alınır. Kaygının hangi içsel çatışmalardan ve yaşantılardan beslendiği anlaşıldıkça, semptomun kişi üzerindeki etkisi de dönüşmeye başlar. Bu süreç, kişinin iç dünyasıyla daha temas halinde, daha düzenleyici bir ilişki kurmasına alan açar.

Ruhsal Travma

Ruhsal travma, kişinin aniden karşılaştığı ve fiziksel, duygusal ya da davranışsal bütünlüğünü tehdit eden; baş etme kapasitesini aşarak yaşamını sürdürme biçimini zorlaştıran yaşantılar sonucunda ortaya çıkar. Bu tür deneyimler yoğun korku, çaresizlik ya da dehşet duyguları yaratabilir ve ruhsal işleyişte belirgin bir sarsıntıya yol açabilir. Travmatik yaşantılar insan eliyle ya da doğal yollarla meydana gelebilir.
Travmanın etkisi yalnızca yaşanan olayın niteliğiyle değil, olayın kişi tarafından nasıl deneyimlendiğiyle ilişkilidir. Aynı olay, kişinin ruhsal özellikleri, geçmiş yaşantıları ve sosyal desteğine bağlı olarak farklı etkiler yaratabilir.
Zihinsel olarak işlenemeyen travmatik deneyimler kendiliğinden kaybolmayarak kaygı, huzursuzluk, ani duygusal tepkiler, tekrar eden düşünceler ya da ilişkisel zorluklar ile etkisini sürdürebilir. Terapötik ilişkide, travmatik yaşantının zihinsel olarak işlenememiş yönleri ele alınabilir hale gelir, bu da kişinin psikolojik güvenlik duygusunu ve yaşantısına dair süreklilik hissini yeniden kurmasına olanak tanır.

Kişilik Bozuklukları

Kişilik bozuklukları, kişinin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkinin uzun süreli ve katı örüntüler halinde örgütlendiği ruhsal durumlardır. Bu örüntüler genellikle ergenlik ya da genç yetişkinlik döneminde belirginleşir ve zamanla kişinin benlik algısının, duygulanımının ve ilişki kurma biçimlerinin temel bir parçası haline gelir. Bu durum, gündelik yaşamda ve ilişkilerde çeşitli zorlanmalara yol açabilir.
Kişilik bozuklukları, erken dönem ilişkiler, içselleştirilen nesne ilişkileri ve savunma mekanizmaları ile şekillenir. Kişilik bozukluklarında bu yapılanma, esneklikten uzak ve tekrarlayıcı bir nitelik kazanır. Kişi benzer ilişki örüntülerini yeniden üretir, duygularını düzenlemekte, sınırlar kurmakta ya da kendilik değerini sürdürebilmekte zorlanabilir.
Psikanalitik terapi, kişilik bozukluklarını anlamlandırılabilir ve dönüşebilir ruhsal yapılanmalar olarak ele alır. Terapide, süreklilik taşıyan ilişki içinde, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu yerleşik örüntüler birlikte çalışılır.

RANDEVU AL

İLETİŞİM

Cansu Önen

Şişli / İstanbul

iletisim@cansuonen.com